Aslında nereye ulaşmak istediğimizi ve üzerinde bulunduğumuz yolun bir şekilde yanlış olduğunu bile bile, konuyu -ve "asıl olana" giden yolu- uzatıp da boşuna zaman harcamışız sanki "sen + ben = biz" yazımı ile gösterilebilen o garip eşitliği yakalamak için...
Çok güzel görünen otobanlardan ücret bile ödemeden son hız akıp geçmişiz. İçinde bulunduğumuz o çok güvenli, ABS ve sayısız hava yastığı olan aracın içerisinde, kemeri takmayı bile boşverip, hızın getireceği ölümü görmezden gelerek.
Dar yollarda ellerimizde kürekler ile kendimizin ve içinde bulunduğumuz aracın sığabileceği genişlikte yerler açmışız. Yolun, eninde sonunda bir uçurumda son bulduğunu ve gerisin geriye dönmek zorunda olduğumuzu gösterir o uğultulu rüzgarı duymazdan gelerek.
Patikalarda, daha önceden o yol üzerinde yer edinmiş olan ayak izlerini takip etmeye çalışmış, bunda başarısız oldukça da kendi patikamızı oluşturmaya uğraşmış ve kendimize ait bir yol oluşturmaya çabalamışız. Ulaşabilmek için varımızı yokumuzu ortaya koyduğumuz yerin tam tersi istikametindeki, parlak yapraklı, çanak benzeri beyaz renkli çiçeği olan ve kırmızı meyveler veren "O" bitkinin kokusunu içimize çekmekten kendimizi sakınarak.
Yol olmadığını sandığımız yerlerde ise, yanımızdaki malzemelere bu sefer kazmayı ve balyozu da katıp -hem de bir inatla-, önümüze çıkan taşları kırmaya çalışmış, o önümüzdeki devasa kayaların arkasında var`olduğuna inandığımız şehrin peşinden gitmişiz. Kayaların ne kadar da inatçı ve "biz"e destek olmak yerine köstek olduklarını hissetmezden gelerek.
ve bir gün...
Bir gün, nedense, arkamıza bakma ihtiyacı hissetmişiz. Bir çift gülen ve "biz" eşitliğindeki hak ettiği yerini almayı bekleyen göz görmüşüz eskiden "arkamız" olan yerde duran. Ne aykırı olmaya çalışan, ne kendisini dünyanın en güzeli sanan, ne sadece kendisini ispatlamak için konuşup duran, ne de hiç alakası olmayan konularda ahkam kesmeyi kendisine borç bilip bir de bunlardan gocunan birisi olan... Tek sorusu ya da cümlesi "merhaba, `ben` sadece `ben`im, ne dersin?" olan birisi durmuş işte, arkamız dediğimiz yolda dikilen.
O` na sadece "merhaba, ben de yolcuyum işte artık bir yol bilemez halde kalan" dedikten ve tüm geçmişimizi anlattıktan sonra anlamışız;
otobanlarda daha fazla gaza basmaktan vazgeçiren,
dar yollarda üzerimize, "dikkat rüzgarı" gönderen,
patikalarda içimize çektiğimiz ve kendi kendimize `acaba` diye düşündüren kokuyu etrafa yayan,
yolu olmayan yerlerde önümüzde dikilen sert kayalara balyozla vurdukça, kayalardan sıçrayan taş parçacıklarının gözümüze girmesini ya da bizi öldürmesini engelleyen...
...kadının/kişinin/eşin/eşleniğin/insanın "O" olduğunu...
Bir anda tüm yolculuk hikayeni anlatıp, aslında O` nu ne kadar da çok aradığını söylemişsin.
M: Kahretsin, neredeydin son bin yıldır?
O: Bilmem!
M: Sen misin "O" kadın?
O: Peki, ya sen? Sen gerçek misin?
Yıllarca "O" arayışı içinde yollarda perişan olup da "yeter artık" demek ve sonrasında çıkılan beş aylık tatilde bir anda O` nun aslında çok yakınında olduğunu görmek... Görmek... Geri dönmek... "Merhaba" demek... "Ben, sana geldim" demek... Fotoğrafları ile kaplamak tüm duvarı... "Sen benim her şeyimsin" gibi kendini yok saydığını ispatlar laflar yerine "Kafamdaki `biz` eşitliğinde senin de yardımına ihtiyacım var" demek...
İstemek...
Baştan sevmek...
Temiz hissetmek...
`Biz` diyebilmek...
Daha fazla `pis`lenmek yerine, artık olması gerektiği gibi `biz`lenmek...
Boşunaymış diye harcamıyorum geçmiş yılları. O yıllar olmasaydı, ne senin "beni hız yapmaktan alıkoyan" olduğunu, ne "bana rüzgar ile seslenen" olduğunu, ne bu kadar güzel koktuğunu, ne "ölmemi ya da yaralanmamı engelleyen" olduğunu bilemezdim...
Hoşgeldin...
Hadi,
Başlayalım!
Kelimeler: Aşk,
Af Dilemek,
Ayrılık,
Efes Pilsen,
Eskiler,
Hüzün,
Jack Daniel's,
Kavuşma,
Konuşma,
Kurtuluş,
Mutluluk,
Özlem,
Özür,
Pişmanlık,
Vazgeçmek
« Kasaba
|
Geldim... »