Yoktun ki aslında!

<Olay>
Sabah kalkis.
Sismis gözler ardindan birbirini yoklayis.
Ne güzel. Hala yanimdasin.
Kolunmus zaten bana sarilan da.
Korkmustum gitmissindir diye.
</Olay>

<Düsünce>
Sanki gecenin bir yarisinda -hatta saati gözümüzün önüne koyup da bakarsak sabahin tam olarak tan yerinde- yetisecek otobüsün varmis da kalkmissin, terketmissin beni digerleri gibi. Sehri bile terk etmis oldugundan korkmustum. Hatta gene kendi ormanina saklanmayi tercih edip de agaçlarin bakisiyla etrafta olan biteni görmeyi seçtiginden korkmustum. Zaten korkulardan baskasi yok ki uyanisimda. Bu da o sekildeki bir korku gibi olsa gerek. Hani hep bilinmeyenin korkusu düser ya normalde insanin içine. Ögrendigimde yanimda oldugunu; o zaman dinlenmis hissettim kendimi esasinda.

Bir gece öncesinin yorgunlugu vardi zaten üzerimde. Hem de fazlasiyla. Direnmek için kendime ve belki de sana, ne kadar da çok içmistim. Senden uzak durabilmek için esasinda kendime ne kadar da çok iskence etmistim. Ha bir yüzyil önce ha bir yüzyil sonra. Senin yoluna çikip da seni her gördügümde ve senin bana karsi hissettiklerini görebildigimde bu kamuflaj olarak kullandigim vücut bile nasil da titremisti. Içimdeki ve disimdaki dostlarim gene kavgaya tutusmuslardi da esasinda kazanan gene onlardan biri olmamisti. Kaybeden de gene bendim esasinda, o `dost` dediklerim beni hiç anlamamisti. Oysa ne kadar da laf salatasi ve `zirvalama` dönmüstü aramizda. Mahalledeki -bahçeye kaçarsa kesilecek olan- top misali. Tüm gece tartismistim, kavga vermistim. Mi ve mi?
</Düsünce>

<Içteki dost>
Hayir Mirmir, bir kere daha olmaz.
Gene tekrarlatma herkes için kaçinilmaz olani.
Bir kere daha dizginlerini bos bulmus at ya da -simdi senin içinde yasadigin dijital yüzyildan örnek vermem gerekirse- bir bilgisayar virüsü gibi kendi yolunu çizmeye kalkisma. Gene elinde sadece üç dört plagi olan meyhaneler gibi ayni seyi dinlettirme buradakilere. En azindan buranin müdavimlerine...
</Içteki dost>

<Distaki dost>
Yeter!
Yeter be seni dinledigi.
Bu sefer farkli. Her zaman söyledigim gibi, bu seferki farkli... Tekrarlamayacak ki O hatalarini. O` nu gütmekten vazgeç. Al o `nazli gelinin türküsü`nü ya da `sari gelin`i çaldigin kavalini da bir yerine sok -ki bu soktugun yerin senin kiçin olmasi tercihimdir-. Zaten yillardir anlamadim ki neden hep `gelin` ile ilgili türküler çaliyorsun ona. Gütmeni istemiyorum artik onu. Defol git. Senin tabirinle -akan o soguk pinarlarin yanindaki o yesilli grili kavagin dibine- oturup da kandiracak bir baska `koyun` bul kendine... Zaten hiç gölgelerden çikmazsin ki sen. Nerede karanlik; sen orayi beyaz ve ruhsuz suratinla aydinlatmaya çalisan bir misyonersin sanki. Nerede pislik; sanki sen orayi kurtarip da temizligin ve safliginla etrafa -neydi o- bahar kokusu salacaksin. Sen o sözde `içteki dost`! Sen kendin bir pisliksin... Bunun sen de farkina vardigin gün özgür kalacak esasinda Mirmir. Birak biraz da disariya kulak verebilsin. Hatirlarsin son seferi. Seni dinlemisti hani. Içindeki sesi.
</Distaki dost>

<Içteki dost>
Esas sorun ne biliyor musun? Cevabini kendin verdin ey `distaki dost`. HER ZAMAN söyledigin gibi, BU SEFER farkli. Seni dinlememeli O. Senin dediklerini simdiye kadar dinleyip de hep dis dünyasina iyi olmaya çalisti O. Hep distakilerin dediklerini yapti asla kendisi olmadi, olamadi. Bunu bir kere denemeye kalkisti da simdi geldigi duruma bir bak. Bak da gör eserini. Bu yikilmis ve giydigi kamuflajdan olsa gerek gitgide insan olanlara benzemis yaratigi bir görebil. Senin Mary Shelley` den farkin yok. Sen Dr. Frankenstein` i yarattin, o da bu insanimsi yaratigi...
</Içteki dost>

<Distaki dost>
Sen O` nun yarattigi bir seysin sadece. Sen yoksun, O var ve O seni var etti. Oysa ben tamamen gerçek olanim. Ben ona disardan bakanlardanim, bakabilenlerdenim. O` nu bulundugu konuma getiren benim. Sen ona var olmayani vermeye çalisansin, oysa ben O` nu var edenim. Ben senin de var olmana yol açanim. Ben olmasaydim O kimligi olmayan ve bölünmeyle çogalabilen bir hücreden baska bir sey olamayacakti. Ben ona dis bakisin önemini, çevrenin ve çevresindeki insan irkindan yaratiklarin kendisini olusturmasina nasil yardimci olabildiklerini gösterenim.
</Distaki dost>

<Mirmir - esas oglan>
Ikiniz de defolup gider misiniz? Beni dört yani tartismalar ve sorularla çevrili bir insan parçasi olarak `ada` diye adlandirmayin artik. Ne siz Deniz` siniz, ne de ben kara. Yüzyillardir ilk defa bu vücutta beni taniyabilen birisini buldum. Ikinize de artik ihtiyacim yok. Offff. Hayir, öyle bir suratla bakmayin bana. Üzülmenize gerek yok. Belki de önümüzdeki 3 yil içinde size geri dönecegimi biliyorsunuz. Hep böyle olmadi mi zaten? Her devrilen üç insan yilinda gene birbirimize ihtiyaç duyup da kosmadik mi kucaklarimiza? Herhangi bir sey anlaminizi beklemiyorum bu sefer ikinizden de. Ya da ikinizden de herhangi bir yardim beklemiyorum. Hanginiz beni `ben` etmis olursa olsun bu sefer ikinize de ihtiyacim yok. Uzun bir aradan sonra ilk defa her sey oluruna kalmis durumda. Plansiz ve programsiz. Istedigim sey -hanginizin etkisinde kaldigima bakmadan- kendi istedigim olacak. `Basit` olacagim bu sefer. Bir sekilde basaracagim bunu. Çünkü bu sefer ne içimden ne de disimdan yardim aliyorum. Almak da istemiyorum. Bu sefer sadece olmak istedigim, bir süre de olsa birlikte yasamak istedigim seye bakacagim. Topragin çimlenisindeki o ilk yesile bakacagim (Gözler diyelim). Ya da o yesiller yaz sicaginda kuruyup da bir mercek ile tutustugunda çikan alev kirmizisina dikecegim gözlerimi (Saçlar diyelim). Yangin sönüp de sonbahar sonrasi kis geldiginde bembeyaz kar yagacak hepsinin üstüne (Ten diyelim). Ben bu dediklerimi yasayacagim. O yüzden beni yalniz birakin. Birakin ki en azindan renkli yasayabileyim.
</Mirmir - esas oglan>

<Düsünce>
Ne top bahçeye kaçti ve kesildi, ne de ben bir sey kaybettim sanki. Öylesine bir seyler geldi ve geçti gibi saniyenin binde birinde. Yanimda oldugunu ve bana sarildigini biliyordum ya, o bana yeterdi. Varsin o harçliklarimizi denklestirip de zar zor alabildigimiz top bahçeye kaçsin ve o kötü kalpli adam topumuzu kessin. Artik umrumda degil. Yetisilecek otobüs falan da yok ki zaten. Neden kalkip kaçasin ki yanimdan? Bu tatil günü gidecek bir yerin ya da benim gidip de yapmak zorunda oldugum bir isim yok ki. Senin yaninda olmayi istiyorum sadece. Kollarini bana yeni dogan kuzusunu sevmeye çalisan bir çiftçi gibi dolamissin. Hmmm. Kuzu ya da koyun da nereden çikti simdi? Rüya idi sanki. Hatirlamiyorum ki. Seni öperek uyandirmayi isterdim. Ama bunun yerine sadece siçradim. Sonra uyandim...
</Düsünce>

<Olay>
Yerimden siçrayarak uyandim. Rüyamda iki kisiyle tartistigimi gördüm sanki. Ne dediklerini ya da kendimin ne dedigimi hatirlamiyorum bile. Ama nedense sanki agir bir kavgadan maglup çikmisim gibi bir hava var soludugum havada. Düsünüyorum ama bir türlü bulamiyorum. Yüzümü yikamaya gidiyorum banyoya, birisi akan bir nehrin kenarindaki kavak agacinin dibine sirtini vermis, elinde kaval, bir seyler çaliyor. Bir yerlerden hatirliyorum çalinan seyi ama çikartamiyorum nedense. Gelinlerle ilgili bir türkü müydü bu? Etrafta bir kaç koyun var. Otluyor. Havluya siliyorum yüzümü, boy aynasina bakip da yüzümü gözümü ovusturuyorum. Her göz kapatip açisimda birisi benim saçimi tarayip dis görünüsüme dikkat etmemi söylüyor. Banyodan disariya adimimi attigimda bakislarin sanki üzerimde toplanmasini istiyor. Iyi bir izlenim vermem için bana bir türlü duyamadigim tavsiyeler vermeye çalisiyor.
Bu da kim ki simdi?
Nereden çikti?
</Olay>
 |  günlük  |  mirmirik  |  20.01.2003 00:00:00

Yorumlar Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. İlk siz yapın.













Security Code


İsviçreli bilim insanlarının, yorumunuzu yapmadan önce, sitenin "Kullanım Koşulları"'ndaki Sitedeki Yorumlar bölümünü okumanızı tavsiye ettiklerini biliyor muydunuz?