Hayat garip.
İlişkiler de yalan. Doğruluk payı da olmayan eylemler yaşamakta insan. Kimi zaman yüzüne "Benden uzak dur, yeter" diye vurur tokadını o hayat. Kimi zaman "Senin yüzünden yeteri kadar acı çektim" diye söylenir o güzel hayat. "Başıma gelen güzel şey" diye adlandırırsın hayatı, ne olduğunu, o güzel hayatın neden böyle davrandığını sormaya çalışırsın. Oysa O, anlamını bile bilmediğin "Sen neler olduğunu biliyorsun" cümlesi ile karşılar seni.
Hayat garip.
İlişkiler de yalan...
Değer verdiğin şeyler elinden alınır da sesini çıkaramaz olursun. Gün gelir sığındığım liman dediğin güzellikler seni kabul etmez olur. Avazın geldiği kadar bağırmak istersin; "ben ne yaptım, nerede benim hatam?". Sesin çıkmaz, sadece teknenin burnunu çevirip geri dönersin. Özür bile dileyemezsin ne olduğunu bile bilmediğin `hata` yüzünden. Susarsın. Bir iki damla dolar gözüne, etrafında seni güçlü bilenler görmesin diye düşüremez, kendi içine akıtırsın dolu olan ıslaklığı.
Hayat garip.
İlişkiler de yalan...
Karşında yüzü durur da gülmez artık hiç o güzel iri gözler. Bakmamak için sana, türlü oyunlar oynar etrafına. Hayattan öyle bir çıkarsın ki, anlayamazsın bile çıkmış olduğunu. İçki şişesini ters çevirip de mutfaktaki lavaboya boşaltmak gibi. Diyemezsin bile; "Dur, ben daha soğuğum. Yeni açtın beni. Sabah olmadı, ısınıp da bozulmadım ben daha. Lağıma boşaltma beni". Susarsın işte etrafına bakıp. Neydi?
Hayat garipti.
İlişkiler de yalandı...
O kadar çok değer verirsin ki bazen hayata. Ona sarılıp uyumak, sararken bedenini kollarınla, kendi içine sokmak istersin O`nun ruhunu. Yapamazsın, yapmazsın. Uzaklara gidince O, ya da bu hayat O` nu da üzmesin diye kabullenince herşeyi, yüzüne vurur Kadıköy` deki dalgaların damlaları bile. Hatta tam olarak şimdi farkedersin o salak martıların "mine" dediklerini. Hepsi onların olsun zaten, benim istediğim sadece o güzel hayat diye geçer içinden. Oysa belki de o zavallı dediğin martılar senin hayatına dair diyorlardı bu kelimeyi bile. Hayatındaki o güzelliği istiyorlardı başının tepesinde. Farkedemezsin. İskele kıyısındaki hasırlara oturur iki çay söylersin içinden gelmese bile. Birini kendine alır, diğerini karşındaki hasır taburenin önüne koyarsın. İkisine de şeker atmazsın. Kendi kendine konuşup, boşuna çay kaşığını tıngırdatırsın kendi önündeki dolu bardağın içinde. Beklersin gene de ilk yudumunu almadan. Etrafına göz atarsın. Hani olur da O da çıkar gelir diye. Gelmez hiç, ulaşılamaz bile. Neredeydi O? Onu bilmem ama,
hayat garipteydi.
İlişkiler de yalanda...
Üzer bazen varlık içindeki yokluk. Ya da kalabalık insanlar içindeki yalnızlık. Bir tek aksi olmayan kelime dışında birşeyler duysaydım bari dersin. Ama nafiledir. Geçmiştir üzerinden hayat, bir tekeri de üzerinde iz bırakarak. Bunca zaman sonrasında, bunca acı sonrasında gene de kazınamazsın o yapıştığın asfalttan. Perdedeki yansımalara bakarsın. İnsanların aynalardaki görüntülerine, havadaki gürültülerine takılırsın. Elden bir şey gelmez gene de. Herkes hayatını yaşamakta, herkes kaybetmek istemediği ilişkisinin peşinde koşmakta. Hepsinin sonu aynı oysa. Nasıldı?
Hayat bir garipti.
İlişkiler de zaten yalandı...
Acı ile yoğrulup ekmek haline gelmiş un gibi hissedersin kendini. Tertemiz bir beyaz tanecikken nasıl oldu da üçyüz derecelik fırında pişirildim ben diye hayıflanırsın. Farkına varamazsın hiçbirşeyin, neler olduğunu bilemezsin. Yüzüne vurur fırıncının eli bir tokat gibi; "Sen neler olduğunu biliyorsun, benden uzak dur yeter". Çabalaman yersizdir artık. Ekmek olarak yudum haline getirilip milyonlarca arkadaşın gibi kirli bir el ile mideye yollanacaksındır. Uzak durmuşsundur işte o başına gelen güzel şeyden. O hayat artık başkasıyladır. Kiminleydi?
Hayat garipleydi,
ilişkiler de yalanla...
Kimileri de sağdan soldan, "sen bunu hakettin, neydi o yaşadıkların, bak biz ne güzel durağan hayat yaşamaktayız. Bırak artık haytalığı, düzgün bir hayat buldun onu yaşa işte" demekte ve hayatın incelikleri hakkında ders vermektedir belki. Onlara da gülüp geçmeye çalışırsın. Kendileri, kendi başlarına gelen güzel şey ile her ay, her hafta, her gün, her saat, her dakika, her saniye birlikte olduklarından dolayı bilemezler ki bir ilişkide sorumluluğunu yerine getiremeyip de hayat yerine ölümü seçme zorunluluğunu. Kanını damarlarından boşaltmak zorunda olduğunun farkında değildirler ki. Onlar için kolaydır bir saatini, günün yirmidörtte birini, haftanın yüzaltmışsekizde birini, ayın altıyüzyetmişkide birini başkaları için harcamak. Diyemezsin ki "Benim elimdeki sadece işte o saat. Bu saatimi de sevmiş olduğum ile harcamak istiyorum". Onlara da hak verirsin. Yaşam yerine ölmeyi tercih etmenin zorluğunu ya da zorunluluğunu söylemezsin. İçine atıp, acını içinde beslersin. Acı içinde büyürsün. Acıyla beslenirsin. Konuşamazsın kimseyle. Kimseyi bulamazsın konuşmaya değecek. Kimdi sahi o?
Hayattaki garipti,
ilişkilerdeki de yalan...
Geldiğinde, beton diye bastığın yerleri çayır çimen yapar O, o şarkıdaki gibi. Mutluluktan uçarsın havalara ama bilirsin ki ne kadar yükseğe çıkarsan uçmayı bilmeyenlere o kadar küçük görünürsün Nietzsche` nin dediği gibi. Her erkek aşık olduğu kadının ilk aşkı olmak ister, her kadın da aşık olduğu erkeğin son aşkı, Oscar Wilde` ın dediği gibi. Hasretinden prangalar eskit istersen Ahmed Arif` in dillendirdiği gibi...
Ağlamak istersin doyasıya. Bir orman elfini kaybettiğin, artık ulaşamayacak duruma geldiğin zamanki gibi, o en son defa olduğu gibi, gözünün içi kan toplayıncaya, göz çeperin kızarıncaya kadar ağlamak istersin gene yalnız kaldığında. Yapamazsın oysa. Giden hayatlar için, sana iyi gelen şeyler, sana güzel gelen şeyler için ağlayamazsın artık. Elinden akmıştır, akacak gözyaşları da O` nu geri getirmeyecektir. Sarılıp uyusan da son defa, O` nun için kötü bir anı olarak kalacaksındır. Unutmuş seni, bir köşeye koymuştur. Toz bezleri bir temizlikçi tarafından üzerinden geçmedikçe görülmeyeceksindir bile bir daha. Güçlü görünmeye devam etmek adına bir şeyler yapmaya çalışırsın. Kararını verirsin böyle anlarda. Gitmek buralardan, görülmemek bir daha. Nereye gidilecekti?
Hayat garipliklere,
ilişkiler yalanlara, sen de sonsuzluğa! Hadi gidin hepiniz... O` nun dediği gibi; "hadi baş baş"...
TM. 18.10.2003 - 04:35