Yeni bir şey yazmayacağım şimdi. Eski yazdıklarımdan bir kaç parçayı bir araya getireceğim. Herşeyin ve herkesin nasıl olup da AYNI olabildiği tam olarak anlaşılacak böylece. Herkes AYNIYMIŞ meğersem, ama artık hiçbir şey AYNI olmayacak... Buyrun bakalım...
Neye gıpta ile bakıyorsun ki? - MIR²
(27/08/2002)
“Yaşamın tüm soğukluğu esas şimdi üzerimde. Hayatımdaki ikinci kışım bu belki de. Fazla soğuk oldu herşey. Eski `Alo` lar girmiyor artık telefona yapışan kulağa. Hoş telefona bile yapışmıyor ki kulak artık. Hayır hayır! Eskidenmiş o sabahın 3` ündeki telefonlar sevgili arkadaşım. Artık sadece derin uyku var o saatlerde. Eskiye duyulan özlemlerle kavrulmuş ama gene de soğuk bir uyku. Savaşmaktan yoruldum artık gördüğün gibi. Bıraktım herşeyi oluruna ya da bıraktığımı sanıp da daha fazla sarıldım eskinin tüm dallarına yerlerinden koparırcasına.”
“Bu kadar şeyden sonra insanların mutlu olma çizgisini yukarıya çekmenin gerçekten kötü olduğunu anladım sanki. İnsanların çizgisini yükselttikçe mutsuz olan sen oluyorsun hep. Geri dönüşlerin hepsi senin daha mutsuz olmana ve bir noktadan sonra herşeyi terkedişine yol açmakta. İki seçim arasında kaldım nedense. Mutlu olmak ya da mutlu etmek. Yıllarca öğretilen mutluluk kavramının tam bir kaos olduğunun farkına vardım belki de. Bu yüzden artık iki terim arasında "veya/ya da" kullanıyorum. "Ve" lere yer yok mutlulukta. Bir taraf verirken öteki de almalı ki denge kurulabilsin. Kim hangi noktaya kadar kaldırabiliyorsa tabi. Artık dayanılmaz olan noktada alt üst olmaya başlıyorsun. O kadar özlem duyuyorsun ki başlangıçtaki duruma. O sevgiyle söylenen ufak kelimelere, sarılmalara, ağlamalara, başlangıçların en güzeli gündoğumuna... Sabah güneşinden nefret eder hale geliyorsun.”
Elektronik Aşklar mı Yaşadık Hep? - MIR²
(27/08/2002)
“Olan bitene bakıp da gene de hiç düşünmemeli miydik sadece kendimizi üzmemek, eskiyi hatırlamamak, geleceği de kurtarmayı istememek adına?”
” Heyecanlarımızı bir kutuya koyup sakladık. Zamanının gelmesini bekliyoruz. Tekrar eskiye dönmek için mi sabretmeye çalışıyoruz? Kutuya koyduklarımız arasında aşk da vardı da biz mi farkına varamadık? Etrafta görmeyi istemediğimiz şeyleri deri çantalara, karton kutulara koyarken aynı zamanda benliklerimizi de kitap aralarına sıkıştırdık da artık duymak istemediğimiz şarkılara nefretle kulak kabartır olduk?
Neler yaşadık bu kadar zamanda, neleri arkamızda bıraktık?
Ölüm mü olacak illa ki sonu?
İlla ki sonu mu olacak?
Sonu olacak mı?
Ölüm mü?
Son mu?
İlla mı?”
Kendimle konuşma - MIR²
(19/01/2003)
“Büyük olana;
İstemedikçe mi yolluyorsun bana hep bu kadar "iyi" olanlarını? Kaldıramayacağım ağırlıkların altına beni sokmaktan niye bu kadar zevk alıyorsun? Tamam. Anladım. Bunlar hep sınav ama her sınavın bütünlemesinde daha kolay soru gelir. Bir şans daha diledikçe senden, sırtımdaki küfeye biraz daha ağırlık koymak zorunda mısın sanki? Dirençli olduğumu düşündükçe tamamen yıkılmama yol açman senin ufak bir şakan mı yoksa hep "doğru" olanı kaybettiğimden dolayı bir cezan mı? Zaman zaman kendimi eğilmez bükülmez kılıç olarak görüp de senin kalkanına tosladığımda kırılmam, -seni- düelloya çağrışımdan mı?
Dünlere;
Yerimde ne battı da geldim buralara? Anne kucağı o kadar sıcakken bu soğukta ne işim var benim? Sarılsana bana anne. Üşüyorum gene. Anne... Neredesin?
Günlere;
Cumaların ertesine lanet olsun. Olmasın hiç cumartesim bundan sonra. "İyi" olanlar olmasın bir daha benim girdiğim hanlarda. Hiç bilmeyeyim "iyi" olanların olduğunu etrafta. Cahillik mutluluktur, en bilgisizi ben olayım içine girdiğim odalarda.”
Ama sen hiç ağlama. - MIR²
(04/02/2003)
“Yerlere bin parça şeklinde düşelim. Parçalarımız o kadar uzak olsun ki birbirine hatırlamayalım bile birbirimizi mavili yeşilli rüyalar dışında. Her yeni insanda birbirimizi bulma ümidi ile yansın içimiz. Ama sen hiç ağlama. Sen esasında HİÇ ağlama. Ağlama ki sarılacak birisine ihtiyaç duyma esasında.”
Senin korkularin korkutuyor beni! - MIR²
(18/02/2003)
“Ne yazık!
Ne yazık ki kaybettim. Senin korkularına yenildim şimdi de. Senin yaşadığın şeylerin senin üzerindeki etkilerine yenik düştüm. Öncekilerde benim bir suçum olmamasına rağmen ve suçlarımın hiçbirisinde senin adın anılmaz iken ben kendi adımıza kestiğimiz ceza makbuzlarının üzerindeki isim oldum.”
“Korkuyorum!
O kadar korkuyorum ki yalnız ölmekten, benimle ölebilecek birisine ihtiyacım var belki de. Herşeyimi ona adadığım, onun herşeyini bana adamış olduğu bir hayat mı istiyorum? Buraya kadarmış belki de. Toplamı bir ay bile sürmeyecek yaşantıymış belki de hayat dediğim. Hepsi buymuş.”
“Senin korkuların korkutuyor beni!
Sana dokunduğumda korkuyorum çünkü sen benden korkuyorsun. Sana sarıldığımda korkak bakıyorsun bana, çünkü artık kimseye güvenmiyorsun. Seni senin kadar sevebilecek bir varlık olmadığına inaniyorsun. Çünkü esasında sen kendini de sevmiyorsun. Sana yazılan yazıları da okumuyorsun çünkü kendini yazmaktan korkuyorsun. Hiçbirşey anlatmıyorsun, herkesin seni sen olarak kabul etmemesinden korkuyorsun. Esasında o kadar boşlukta yaşıyorsun ki doldurulmaktan korkuyorsun.
Anlayabilmiş değilim...
Sevilmekten falan mı korkuyorsun?”
Yaşayamadık ya da `zaten ölü doğduk` biz... - MIR²
(28/02/2003)
Bu yazının tamamını okumak gerekiyor. Alttaki çoktan seçmeli yerde vardı...