Sözlük alintilari v1.0.0.0

Ek$i Sozluk` ten bir kaç alinti var buradaki yazida. Tekrar yazmaya, uzatmaya, yorum yapmaya üsenti oldu belki de. Oradan alayim, copy+paste yapayim dedim gecenin bu saatinde. O güzel insan olan/olabilen, "abim" dedigim/diyebildigim tek kisi ile olan konusma(lar) üzerine geldi belki de. Her ne ise artik... Her neyse iste! Alinti yapilan basliklar sunlar;

Karsiliksiz asklar sokagi,
Kirik kalpler salonu,
Eski sevgiliden arda kalanlar,
Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan,
Kalbin paramparça oldugu an,
Biten bir askin ardindan anneye sarilip aglamak,
Anneyle babanin farki...

Yaaa, ardi ardina okununca bu basliklar, siirdeki dizelerden alintilar gibi geldi degil mi ey sevgili okuyucu?

Anneyle Babanın Farkı
anneler çocuklarının karşı cins seçimlerinde maddiyata dayalı şeyler peşinde iken babalar genelde kendi çocuğunun mutlu olması dışında bir konu ile pek ilgilenmezler.
---------------------
anneler belki de kadın olmalarından dolayı duygularını daha sık ve kolay belli ederler. özlediklerinde telefon açarlar, arandıklarında telefonda ağladıkları olur. babaların ise pek öyle bir dertleri ya da daha doğrusu durumları yoktur. toplum içinde yaygın olan erkekliğini belli etme, "ben erkeğim ulan! yıkılmadım, ayaktayım" vb. ataerkil oluşlardan dolayı duygularını bastırırlar. çocukta "annelerin gözlerinden su akabiliyor ama babaların gözleri hep kuru" tarzı yanlış varsayımlar oluşabilir bu yüzden.

öz olarak, anneler ağlayabilir. babalar ağlamaz.
öz olarak, babalar ağladığı zamanlar çocuk bir daha kendini toparlayamaz, çok üzülür.
---------------------
doğurgan olmasından dolayı özlenilen, büyümüş olunan yere anavatan denilir. baba lafı ise daha çok kötü olayları açıklamakta kullanılır. babayı almak, babalara gelmek gibi. ana ya da anne türkçe` de saygı duyulan, hürmette kusur olmaması gereken tabirler için kullanılır. belki de sırf bu yüzden "baban bir ibne ulan" yerine "anan bir orospu" şeklinde küfredilir bir kavgada ki karşı taraf iyice köpürsün, kızsın ya da deliye dönsün. anne ya da ana hep saygı ifadesidir insanda. "anam avradim olsun" tarzındaki söylem, karşındakinden* alabileceğin en yüce yeminlerdendir.

öz olarak, anne saygı duyulandır, sevilendir; baba korkulandır, bastırılmışlığın sebebidir ama o da sevilir.
---------------------
kimi garip çocuklar tarafından birisi sadece mayıs ayının ikinci pazarı, diğeri de sadece haziran ayının üçüncü pazarı hatırlanır. bu çocukların gözünde anne ile baba arasındaki tek fark yaklaşık 5 haftadır.



Biten Bir Aşkın Ardından Anneye Sarılıp Ağlamak
kişiler:
. kapıdan gülümseyerek giren bir çocuk, herşeyi bastırmış ve esasında mutluluk maskesini taktığını çok yakınındakiler hariç arkadaşları bile anlayamamış olan çocuk.
. koltuktaki anne, ayağa kalkıp kapıya "hoşgeldin oğlum" diyerek gelen bir anne.

m: n`aber anne?
a: ne oldu, neyin var? sana ne yaptılar?
(annenin gözleri dolar, mavi gözlerin etrafı kan kırmızısı olur. çocuk kendisini bırakır ve ağlayarak annenin boynuna sarılır.)

ışıklar kapanır. perde iner, salondakiler ayakta alkışlar. olayın sonrası da başlığın konusudur...
öz: bir tek anneler anlar!



Kalbin Paramparça Olduğu An
fizik kurallarına göre tam bir tezatlık yaşanan olay/durum. ama hayatın -nedense- tam olarak kendisinden bir an.
fizik kurallarından yapılan çıkarımlar der ki; "taşlaşmış/kaskatı olmuş cisim(ler) parçalanabilir. diğerleri ezilir sadece, yerle bir olur da, jiletle kazınabilir ancak üzerine yapıştığı mekandan". oysa ki taşlaşmış ve artık kapanmış olan bir kalp acıyı bilmez. üzerine hiç bir çekiç darbesi de işlemez.
o zaman sorarlar işte adama; senin kalbin taşlaşmış mıydı da parçalandı şimdi?



...ve Kaybetmek Daha Güç Bulamamaktan
varlığına alışılmış olanın gitmesi ile vücut bulan iç acıyı anlatır bir yazının son cümlesinden bir kuple. paragraf/yazı şu şekilde bitmeli sanki;

"...ve gittin. bir daha da dönmeyeceksin. seni arayışım ve en sonunda buluşum ile, sığınacak bir liman olmuştun bana. oysa gittin işte. dedim ya dönmeyeceksin de geriye. seni bulamadığım zamanlarım için bir üzüntüm yok, onlar güçlük değildi hiç. seni bulasıya kadar çok yerde dolaştım. çok yer gezdim, gördüm. her görüntü sana yaklaştırdı beni, bunu biliyordum. bulamadığımı düşündüğüm anlar sıkıntılı geçmedi. çünkü biliyordum senin var olduğunu bir yerlerde. en sonunda da umutlarım karşılığını buldu, seni buldum.

oysa şimdi, gittin. bir daha da dönmeyeceksin. seni yıllarca aramak ve bir türlü bulamamak değildi işte zor olan. kaybetmekti herşeyin en sonunda. seni istememek daha zor seni sevebilmekten ve kaybetmek daha güç bulamamaktan!"



Eski Sevgiliden Arda Kalanlar

yeni bir karşı cins ile yeni başlangıç için çok güzel bir umut. "ben hatalı bir şey yapmamıştım, kendi tercihiydi" diye kendi kendine söylenerek oluşabilecek bir özgüven. sonrasında da çok daha güzel süren ve paylaşım, karşılıklı anlama ve yaşama ile süregiden nur topu gibi bir ilişki.

arda kalan (ardında bıraktığı, arkasında bıraktığı, arkasında kalan) yerine, arta kalan(fazla gelmiş olan) algılanması durumunda, çok daha güzel olacak bir yeni ilişkiye temel olacaktır bu bahsi geçen arda kalanlar. kimi eski sevgili, bunun sağlanabilmesi için öncesinde ve sonrasında söylediği yalanlarını bırakır arkasında, kimisi bencillik ile yaptığı hareketlerini. güç verir insana bu bırakılanlar, bunların farkına vardıkça.



Kırık Kalpler Salonu
yirmidört saat açık kalan ender salonlardan. sabahın altısında daha gün yeni doğmuşken de doludur burası, gecenin onikisinde de. eski taş plaklar eşliğinde rakılar içiliyor, müdavimleri siyah rengi seviyor. içerisi oldukça karanlık, sürekli gözyaşı kokuyor. kapıdaki bodyguard üzgün, yaşlı bir şarapçı. elinde tuttuğu şarap şişesini sorgusuz sualsiz ağzına götürebilenleri içeriye alıyor.

salı akşamları denizini kaybetmiş balık, çarşamba akşamları ağlayan palyaço, perşembe geceleri havucunu kaybetmiş tavşan, cuma geceleri ise sirklere düşmüş deniz kızları sahne alıyor.

her sonbaharda yeni sezon açılışı yapıyor, yeni müdavimler kazanıyor.



Karşılıksız Aşklar Sokağı
belediye hizmetinin götürülmediği bir gecekondu mahallesindedir. kaçak yapılarla dolmuştur. yıkım ekipleri ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bir türlü bu sokağı adam edememişlerdir. kendi haline bırakılmış bir sokaktır.

sokağın sakinleri, isimlerinin aksine sakin değillerdir. delidirler. o kadar tutarsızdırlar ki, artık bu konuda tutarlı davranıyorlardır. bunalım içindedirler. ruh ve duygu durumları inişli çıkışlıdır. kışları grip olmak diğer insanlar için ne kadar doğal geliyorsa artık, sokakta yaşayan insanlar için de bpd o kadar doğaldır. buranın sakinleri dış dünyayı hiç bilmezler. hep herşey kötüye gidecekmiş, herşey sorunluymuş, herkes onları üzmek için varolmuş diye düşünürler.

mahalle bakkalında yaşlı osman amcaları değil, ilkokuldaki aşkları vardır. çekirdek eşliğinde yapılan kapı önü sohbetleri eninde sonunda -ama mutlaka- zamanında bir türlü cesaret edip de konuşamadıkları lisedeki güzel kişiye dayanır. postacı ahmet bu mahalledeki evlerin posta kutularına sadece içinde umut imzası olan boş zarflar bırakır ve keşke imzalı mektupları alır.
---------------------
bu sokaktaki evleri bir gün yıkılıp da başka yere taşınmak zorunda kalanlar, sonunda evsiz kaldıkları için sevinen tek insanlardır. sokaktan taşınanlar, "eski sokağım", "eski evim" diye hiç özlem duymazlar.

"de ki; biz o sokağın evlerini sonradan (ibret) alasınız ve yanılgıya düşmeyesiniz diye yarattık."
hûsn-i tâlil, 23-24!

22.Temmuz.2004
04:09
 |  günlük  |  mirmirik  |  22.07.2004 00:00:00

Yorumlar Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. İlk siz yapın.













Security Code


İsviçreli bilim insanlarının, yorumunuzu yapmadan önce, sitenin "Kullanım Koşulları"'ndaki Sitedeki Yorumlar bölümünü okumanızı tavsiye ettiklerini biliyor muydunuz?