Papa` nın konuşması ve Doğan Medyası

Medeniyetler Çatışması` nın asıl mimarı olan ve aslında (Sn. Hulki Cevizoğlu` nun da söylediği gibi) batının Taliban` ı olan Vatikan hükümdarı Papa XVI. Benedict` in yaptığı ve ülkece nefretle kınadığımız konuşma üzerine klavyeye sarılıp, kendi aklımca Hristiyan dininin yayılması için yapılan vahşetlerin, katliamların dökümlerini yazacaktım. Kitaplardan okuduklarımı, internet` te ufak bir araştırma ile destekleyecek ve gerekli cevapları verecektim. Ancak, malum Doğan Medya` sının üslubu ile ilgili bir şeyler içimi gıdıkladı(Nedendir bilinmez, belki de `80 dönemi sonrasında bu kadar hızla yükselişe geçmesi ve KOÇ şirketleri ile danışıklı dövüşte bulunmaları sebebiyledir, bilemiyorum dedim ya!). Haberleri Doğan Medya` sından ya da muadili olan Gülen cemaati yayımlarından takip eden sevgili halkımın neyi ne kadar duyduğunu sorguladım...

Bize ne demişti adı geçen medyalarımız? "Papa İslamiyeti karaladı, tu-kaka ilan etti, Hz. Muhammed` in dine sadece `kan ile yayılma` eklentisinde bulunduğunu söyledi". Acaba Papa, sadece bunları mı söyledi? Hatta asıl soru şu olmalı belki de; Papa, bunları kendisi mi söyledi yoksa alıntı yaptı da bizim güzide medyamız mı öyle yansıttı?

Papa` nın konuşmasının bizi ilgilendiren kısmının tam metni şurada. Koyu yazı ile yazdığım yerlere biraz daha dikkat...

``Yakınlarda Bizanslı bilge imparator İkinci Mihail Paleologos`un diyalogunun Prof. Theodore Khoury (Muenster) tarafından yayımlanan bölümlerini okuduğum esnada, Tanrının doğasına ilişkin akıl ile düşünürken, zihnime gelenler şunlar oldu: Bu, muhtemelen bir kış mevsiminde 1391`de Ankara yakınlarında eğitimli bir Farisi ile Hristiyanlık, İslam ve ikisinin geçerliliği hakkında yapılmış bir diyalogdur. Bu diyalog, bilahare 1394-1402 arasında, Konstantipoli kuşatması sırasında, muhtemelen bizzat imparator tarafından kaleme alınmış olmalı. Kendi açıklamalarının Farisi muhatabınınkilere oranla çok ayrıntılı olması da bundan kaynaklansa gerek. Diyalog, Kitab-ı Mukaddes ve Kur`an`da mevcut dinin yapıları üzerinde odaklanıyor. Özellikle Tanrı imajı üzerinde duruluyor.
Doğal olarak, üç şeriat ya da üç hayat düzeni diye de adlandırılan Eski Ahit, Yeni Ahit ve Kur`an arasındaki ilişkilere de değiniliyor. Bu derste benim bahsetmek istediğim konuya gelince... Ben, din ve akıl çerçevesinde, diyalogun bütünü içerisinde oldukça marjinal bir yer işgal eden tek bir konuya değineceğim. Zira bu beni çok etkiledi ve de bunu konuya ilişkin düşüncelerim için bir kalkış noktası olarak kullanacağım. Prof. Khoury`nin yayımladığı diyalogun yedinci bölümünde imparator, cihat, kutsal savaş konusuna değiniyor. İmparator, (Kur`an`daki) 2. suretin 256. ayetinde, `Din konusunda zorlama yoktur` denildiğinden elbetteki haberdardı.
Uzmanlar, bunun başlangıç dönemindeki surelerden biri olduğunu söylüyorlar. O dönemde Muhammed, güçsüzdü ve de tehdit altındaydı. Ama imparator, doğal olarak, kutsal savaş konusunda müteakip dönemlerde gelişmiş ve Kur`an`da belirlenmiş diğer düzenlemelerden de haberdardı. İmparator, ayrıntılara dalmaksızın, bir Kitap sahibi olanlar ile `acımasızlar` arasındaki davranış farkını izah etmek için, bizi hayrete düşüren sert bir üslupla muhatabına, genel anlamıyla din ve şiddet ilişkisi bağlamında basit bir temel soru yöneltiyor: (Hadi bana Muhammed`in yeni olarak ne getirdiğini göster! Bu konuda, kendisinin vaaz ettiği dini kılıç ile yayma emri türünden kötü ve insanlık dışı şeylerden başka bir şey bulamazsın).
İmparator, böylesine ağır bir ifade kullanmasının ardından, dini şiddet aracılığıyla yaymanın neden akıl dışı olduğunu ayrıntılı biçimde izah ediyor. Şiddet, Tanrının doğasına ve ruhun doğasına zıttır. İmparator diyor ki, (Tanrı kandan hoşlanmaz. Akla göre davranmamak, Tanrının doğasına zıttır. Din, bedenin değil, ruhun ürünüdür. Dolayısıyla birini dine çekmek isteyen kişinin, şiddet veya tehdide değil, iyi konuşmaya ve doğru bir şekilde akıl yürütmeye ihtiyacı vardır. Makul bir insanı ikna edebilmek için, ne kola ihtiyaç vardır, ne vurabilecek bir şeye, ne de bir insanı ölümle tehdit etmeye yarayacak başka bir araca!).
Bu diyalogda, şiddet aracılığıyla dine çekmeye muhalefet bağlamında en önemli husus şudur: Akla göre hareket etmemek, Tanrının doğasına zıttır. Yayıncı Theodore Khoury, yorumunda diyor ki: Grek felsefesi içinde yetişmiş imparator için bu son derece net bir konudur. Ama Müslümanlık öğretisinde ise Tanrı mutlak anlamda aşkındır. Onun iradesi bizim kategorilerimizden tümüyle bağımsızdır. Buna akıllılık, makuliyet de dahildir. Khoury, bu bağlamda ünlü Fransız İslambilimci R. Arnaldez`in bir eserine de bir atıfta bulunuyor. Buna göre İbn-i Hazm, işi, Tanrıyı kendi kelamından bağımsız olmaya kadar götürerek, O`nun bize hakikati açıklamak gibi bir zorunluluğu dahi olmadığını belirtiyor. Eğer o irade buyurmuş olsaydı, insan putperestliğe de tabii olmak zorundaydı diyor``.


Herhangi bir okuma yazma bilen kişinin bunların birer alıntı olduğunu anladığını varsayıyorum. Doğrusu yanlışı tartışılabilir ancak, Zaman, Hürriyet, Milliyet vb. yayım organlarının haberlerinin manşetlerinin de bir "kandırmalı haber" olduğu gerçeği gözden kaçmamalı. Bunları söyleyen kişi şu anki papa değil, İkinci Mihail Paleologos (bkz: Paleologos ailesi).

Sonuç olarak yine suyun üzerindeki kısımdan bizlerin iştahını kabartaak bölümler vatandaşa sunuldu, altta kalan kısımlar da bir şekilde hasır altı edildi. Kökler ve zihniyetler aynı olduğu sürece kaç asır geçerse geçsin İslamiyet` e saldırı devam edecek, 1950 sonrası muadilleri gibi şu anda başımızda bulunan yöneticilerimiz olduğu sürece de medeniyetler çatışmasında piyon olacağız. Afiyet olsun hepimize...
 |  günlük  |  mirmirik  |  16.09.2006 00:00:00

Yorumlar Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. İlk siz yapın.













Security Code


İsviçreli bilim insanlarının, yorumunuzu yapmadan önce, sitenin "Kullanım Koşulları"'ndaki Sitedeki Yorumlar bölümünü okumanızı tavsiye ettiklerini biliyor muydunuz?