Ölüm gibi görmemeli ayrılıkları, aldatılmaları, tükenişleri, bitişleri, terkedilişleri... Ölüm geldiğinde "diğer" denilen insan artık kalmıyor ortada. Oysa diğer tüm yaşanışlarda, "O", arkasından beklenti ile hatırlanan yerine, yitikliğinin verdiği yokluk hissinin inmeli olan acı ile gün geçtikçe büyüyor. Bu büyüklük de insanı kaplayıp, insanın tüm ruhunu ve vücudunu ele geçiriyor. İşte bu, insanı hergün daha da öldürüyor. Katlanılamaz işkencelere sürüklüyor...
Prometheus... Neden çaldın o ateşi de getirdin ki bize? Getirdiğin o ateş yaktı ve kül etti işte bizi. Al geri götür o getirdiğini tanrılara... Ne senin ciğerin her gece parçalansın, ne de bizimkiler artık... Al götür bu ateşi bizlerden. Yeter herşey, yeter bu kadar acı, yeter bu kadar keder insanlığa... İnsan olana. İnsan olabilene... Ölümler zaten hep senin yüzünden. Yeter artık ağlatma beni. bakma suratıma o ifade ile. Sen değilsin acı çeken. Seninkisi her gece oluşan vücudunun, her gün tekrar yok edilmesi. Oysa benim ruhum sadece bir kere var edildi ama her saat kemirilmekte, kazınıp da vücuttan atılmakta artık!
Herşeye, herkese, hepsine, her zamana, her yaşanana, her yaşanacak olana, her yaşanamayana, her kesintiye, her ümide, her üzüntüye, her kedere, her yalnızlığa, her yokluğa, her varlığa... Lanet
FALAN olmasın! Hepsi çok güzeldi. Hepsi
iyi ki oldu. Hepsi beni yaşatan ayrı birer hatıra artık.
Ama...
Gene de...
``günler sensiz geçer oldu
yüreğim benden gider oldu
baharı beklerken güzelim
hep güneşi arar oldum
herşeyin bir sonu var ama
sonu yok ki düştüğüm yerin
sana değil artık güzelim
ah, ölüme koşar içim
gel artık, içimi al ve öldür
dön artık, sesimi al ve öldür
seni ben kendime güzelim
canımdan geçip seçtim
sana ben kendimi güzelim
ödünç vermedim``
Ölüm - Murat Çelik.
24.Nisan.2004 - 02:11