Kendime;
Karar aşamasında olmanın zorluğunu unutmaya başlamıştım sanki. "Ben ne acılar çektim" edebiyatı da değil bu. Kızmaya başladım kendime. Hepsi bu.
Diğerlerine;
Üzmek ve de zarar vermek istemiyorum artık. Durağan döneme geçmek, oradan çıkmamak istiyorum. Tabudaki gibi -söylememem gerekenleri söyledikçe- cezasını bu kadar ağır bir şekilde çekmemek istiyorum.
Büyük olana;
İstemedikçe mi yolluyorsun bana hep bu kadar "iyi" olanlarını? Kaldıramayacağım ağırlıkların altına beni sokmaktan niye bu kadar zevk alıyorsun? Tamam. Anladım. Bunlar hep sınav ama her sınavın bütünlemesinde daha kolay soru gelir. Bir şans daha diledikçe senden, sırtımdaki küfeye biraz daha ağırlık koymak zorunda mısın sanki? Dirençli olduğumu düşündükçe tamamen yıkılmama yol açman senin ufak bir şakan mı yoksa hep "doğru" olanı kaybettiğimden dolayı bir cezan mı? Zaman zaman kendimi eğilmez bükülmez kılıç olarak görüp de senin kalkanına tosladığımda kırılmam, -seni- düelloya çağrışımdan mı?
Dünlere;
Yerimde ne battı da geldim buralara? Anne kucağı o kadar sıcakken bu soğukta ne işim var benim? Sarılsana bana anne. Üşüyorum gene. Anne... Neredesin?
Günlere;
Cumaların ertesine lanet olsun. Olmasın hiç cumartesim bundan sonra. "İyi" olanlar olmasın bir daha benim girdiğim hanlarda. Hiç bilmeyeyim "iyi" olanların olduğunu etrafta. Cahillik mutluluktur, en bilgisizi ben olayım içine girdiğim odalarda.
İleriye;
Asırlar sonrasında sen hala yaşarken, ben gümüşü karartmış kişi olmayayım... Gümüş parlasın etrafına.
Elflere;
Elfler olmasın yürüdüğüm orman yolunda. Nasılına hala şaştığım, Eros` tan ödünç aldıkları oklarla vurmasınlar beni gene. Daha fazla kan kaybedemem anlamıyorlar mı bunu? Kamplarında geçirdikçe günümü, tüm saflıklarını alacağım onların. Beyaz tenlerini isle karartacak ateşlerle donatacağım gökyüzünü. Kendi kontrolümün artık elimde olmadığını anlamıyorlar mı? O yeşil gözlerle bakıp da beni iyi edebileceklerini ve içimdekini çıkartabileceklerini mi sanıyorlar gene? Mith adını bir zamanlar bana neden verdiklerini hatırlamıyorlar mı? Gri renklerle dolu olduğumu görmüyorlar mı? Ağaçlarında konuk etmesinler beni. Dallardaki tüm yaşamı emip alacağım. Kurumuş kabuklar bırakıp arkamda, gene öyle terkedeceğim eskiden yemyeşil olanı. Yeni bahar aylarında bunun nasıl olduğuna şaşacaklar sabah uyandıklarında. Çiğ düşmeyecek bundan sonra oradaki çimlere. Her sabah gene o kötü gerçekle uyanıp kendi gözyaşlarına çiğ görevi verecekler.
Gene kendime;
"Ben asla"larıma yenilerini eklemeyi istiyorum. Ama her söylediğim söz, attığım her adım bana "ben hep" olarak geri dönüyor. "Ben hep kötülük ediyorum", "ben hep acı çektiriyorum", "ben hep gözyaşına sebep oluyorum", "ben hep karşımdakinin yerine karar veriyorum", "ben hep söylemek istediklerimin anlaşıldığını düşünüyorum", “ben hep kötümserim, bardak hep yarısı boş olan”, “ben hep kendimi düşünüyorum”, “ben hep `ben hep` ile başlayan cümlelerin sonunu getirmeye çalışıyorum”. Dilimde son kalan ise her zaman tek. "Ben asla mutlu edemiyorum".
Cevapları “evet”lere;
Herşeyin kötü gideceğini hayal ederek Marqueu de Sade’ a hizmet mi ediyorum? Yaşantımı bu kadar kötü görüp de hayal kırıklıklarına sebep olmayı mı seviyorum? Esasında ne kadar güzel bir hayatım olduğunu mu kabul edemiyorum? Kendimi midye gibi sanarak kabuğumdan içeriye sadece yiyebileceklerimi mi alıyorum? Midyeden farklı biri olduğumu göremiyor muyum? Acıların çocuğu rolünden sıkılmaya başladığımda mı yeniden aşık oluyorum? Yaşlanmaya mı başlıyorum da gençlikten korkuyorum? Böyle davranarak “iyi” olana zarar mı veriyorum? Dilim yeri ve zamanı gelmişken tutulup kalacak ve ben sadece konuşabilmiş olmak için mi konuşacağım? Ben çok mu soru soruyorum?
Cevapları “hayır”lara;
Hep kendime soru sormayı kesecek miyim? Bu kadar şeyden sonra içebilmeyi terkedecek miyim? Kendimi üstün görmeyi bir tarafa atabilip başka yaşamların da var olduğuna inanabilecek miyim? “Seni” yaşayabilecek miyim? Sen “beni” yaşayabilecek misin? İçimizi birbirimize açabilip avcumuzun içinde sakladıklarımızı birbirimize gösterebilecek miyiz? Sadece birbirimize adanmış bir hayat sürebilecek miyiz? Sadece benim olacak mısın? Ben sadece senin olacak mıyım? Sen olacak mısın? Ben olacak mıyım?
Sorulara;
Esasında yerçekimi değil o. Bizim itimimiz. Biz itmeyi bırakırsak, o zaten çekmeye falan da gönüllü değil. Kendimizi yok sayarsak, işte o zaman alt ederiz yerin bize ettiğini…
19.01.2003
23:41
Kelimeler: İç kavga,
Şizofreni,
Aşk,
Acı,
Af Dilemek,
Affetmek,
Aldatmak,
Ayrılık,
Bağımlılık,
Bağımsızlık,
Delirmek,
Efes Pilsen,
Ek$i,
Eleştiri,
Eskiler,
Hırs,
Hata,
Hüzün,
Jack Daniel's,
Kavuşma,
Keder,
Konuşma,
Obsesif,
Özlem,
Özür,
Takıntı,
Tekila,
Üzüntü
« VAZGEÇME ve SON
|
Yoktun ki aslında! »