Acıları paylaşmak adına yapılırmış tüm tatlı sohbetler. Melankolik ortamların vazgeçil(e)mez müzikleri artık teknolojiye uydurulup da "mp3" olarak girse de kulaklara, arka plana atılmışlığın verdiği rahatlıkla görevini yapmakta... Hala kulakları temizleme, ruhu sakinleştirip, gözleri ıslatma görevini sürdürmekte o şarkılar.
- Özledim seni
- Ben de seni özledim, yoksun uzun zamandır?
- Kayboldum ben, insanlar arasına saklanmak için çıkmak istemedim.
- İnsan olarak adlandırma hala beni... Unuttun mu? Sen ormanımın elfi idin, ben de senin ormanını yok edecek olan büyücü!
- Ne orman var artık, ne de bizler. Onlar kitaplardan çıkmış karakterler!
- Yoksun artık.
- Yokum.
- Gideceksin gene?
- Gideceğim. Hemen şimdi.
- Özleyeceğim.
- Özleme artık...
- Bunu isteme benden. Eski diye adlandırdıklarımız gidemez ki içimizden. Ben seninle varım. Seni özleyeceğim.
- Yumuyorum gözlerimi. Işık bana geliyor.
- Hoşçakal. Ben de geleceğim yakında yanına. Sensizlik çok zor olacak...
- Bekleyeceğim orada.
- Gitme!
- ...
- Gitme! Bırakma beni burada!
- ...
- Gitme! Lütfen!
O kadar sevmek ki seni, sevişememek senin vücudunla. Dokunamamak tenine, izim kalmasın diye. Kırgınlık yaşatmamak için ruhuna; yüzünü bile görmemek, görünce de gülümsememek o güzel suratına. Dışa vuran acının eskiye dair her anını içinin en ulaşılamayacak yerlerine göndermek. Özledim seni diyorum hep yokluğuna. Yokluğun her seferinde sessizlik ile cevaplıyor feryadımı.
Tatlı sohbet nerede diyor artık insan. Kendi kendisiyle bile konuşamıyor. "Delidir" gözüyle bakıyorlar her dediğime. Diğerleri? Diğerleri seni anlamaz ki... Sen diğerleri gibi değildin ki.
Diğerleri buralarda.
Sen değilsin ki...
25.Şubat.2004 - 02:36