Bana hep sonsuza kadar sürecek ve bu ilişki hiç bitmeyecek gibi gel
di. Oysa “yeniden olan ben” artık sonsuz olanın sadece içimdeki öz olan “kendim” olduğunu bili
yor.
Eskiden, o artık eskide kalan zamanlardaki ben, dürüstlüğün bir şeye yaradığını sanıp buna uygun düşen bir yaşam geliştir
di. Oysa artık, o “yeni olabilen ben”, salt dürüstlüğün yıkıcı etkisini de görebili
yor.
Artık eskimiş olan MIRMIR, sadece sevgi ve yanına da birazcık karşılık verebilmek ile bir yerlere ulaşılabileceğini bil
di. Ne kötü ki, “yeni olanı” bunların sadece insanın karşında bir ayna varsa gerçekleşebileceğini bili
yor.
Tedavülden kalkmış olan eski ben, yaşantısında hep karşısındakini ön planda tutup buna göre davranabil
di. Ne kötü ya da ne iyi ki artık yeni sürümdeki MIRMIR bunları desteklemi
yor.
Eskiyen MIRMIR kişisi, ileriye yönelik yaşam ve belki de “birlikte yaşlanabilme” hayalleri ile kendini kandırabilip, karşısında olanı mutlu edebileceğini varsaydı ve bunların hepsini de söyle
di. “Birlikte bir yaşam mı? En güzel sevgili kendimim artık!” diye dillendirmekte artık isteğini ve buna uygun davranmaya çalışı
yor.
Eskiden güzel şeylerden bahseder
di. Şimdilerde sadece acı çeki
yor.
Hayatında sadece bir ilişkisine bu kadar dürüst ve bu kadar kendisi olarak davrandığını bil
di. Şimdilerde bu dürüstlüğü ve kendisi olarak yaşamak O’ nun canını yakı
yor.
Hiç bir zaman pişman olmadığını ve hep bu şekilde sürebileceğini varsayıp, bu hissettiklerine göre yaşantısını bir yola getir
di. Şimdi, o yolun en taşıt geçmez tarafında yan gelmiş yatıyor ve üzerinden geçecek diğer ağır vasıtayı bekli
yor.
Sevdiği kadın O’ na, “senden sonrası olmayacak” de
di. Şimdilerde, o sonralar MIRMIR’ ın üzerinden silindir gibi geçi
yor.
O sevdiği kadına “senden sonrası olmayacak” de
di. Şimdilerde, o sonralar O’ ndan sonrakileri bir yere koyup, her şeyi büyütü
yor.
“Bir varmış, bir yokmuş zamanları”nda, sadece içinden gelerek “canım” dediği kişiye sarıldı ve sadece O’ nu sev
di. Şimdi ise... Geceleri O kişiye göndermeyeceği yazılar yazı
yor.
Bir eski denilen zamanlarda, kendisi mutlu ve huzurluydu, içi artık kendi içi değil
di. Şimdilerde ise, ne bir mutluluk yaşıyor, ne de bu mutluluğu bir daha yaşayabileceğini umu
yor.
“Geçmiş zaman olur ki” diye başlanabilen cümlelerdeki zamanlarda, O’ nun sevdiği kişi O’ na, O’ nu çok sevdiğini söyle
di. Şimdi; kulağına sevgisizlik duygusundan başka bir şey dolmu
yor...
“Orası mazi, sen ise gazi” diye anılan zamanlar için, o zamanlarda, “hiç bir şeyin önemi yok, ben sadece seni seviyorum, sevgimi seninle yaşıyorum” de
di. Şimdiki zamanda ise, hiçbir şey diyemi
yor.
Susabil
di. Susu
yor.
Yakınındayken sevebil
di. Uzaktayken sevi
yor.
“Gitme, beni bırakma yapayalnız ve kendimle” de
di. “Tekrar gel, ağlatma bu kadar” diye bağırı
yor.
Seviyorum de
di. Seviyorum di
yor.
Ama...
Sadece...
Tek yapabildiğine devam e
diyor!
Söyle
di.
Söylü
yor.
Sadece...
Diyor!
...son hamle ve bu sefer
beyaz tahtayı terkeder.
Sağını solunu biraz eklentileyip yazalım bir zamanlar o guzel olan insanın yazdığını;
"Ey gönül, bu söz, kırık dökük geliyor. Bu söz incidir...
...
Ey inci, kırıldığına acınma... kırılmakla parlayacak, apaydın olacaksın!
Böyle o kırık dökük söylenecek...
...
Ey âşık, senin de suçun belli oldu... artık suyu yağı bırak da kırık dökük bir hale gel!
...”
Mevlânâ (Mesnevi, IV / Kötülük Bir Tohumdur)
02.Mayıs.2004 - 03.11