Sonuç – Ayrilik (Ölüm? Yeniden Dogus? Karar!) Iste seninle esas paylasmak istedigim süreç tam burasi. Bundan sonraki tüm yasantini etkileme gücündeki tek sey. Bu ayrilik sürecinde, kendini bir kere daha yeni ve farkli bir sekilde taniyabilip, kendinin gene farkina varabilip, yalniz da olabileceginin ve devam edebileceginin dogrulugunu görebildigin sürece, ileride daha mutlu olabilecegin varsayiminda bulunabilirim. Fazla mi iddiali geldi? Evet, olsun! Mirmir. 02.Haziran.2004 - 04:47 Devamı »
efes pilsen, camel, yirmi eylül, onbir nisan, nina simone, gece, acıma, akşam, akdeniz, amalia rodrigues, merdiven, hayal, bağlantı, bahar, sıcak, darbuka, üç, kadıköy, nevizade... 23.Mayıs.2004 - 03:21 Devamı »
Ve bir gün... Sen gittin! Bundan sonraki tüm hayatımın pişmanlıklar ile geçmesi için, yelkovanın bir tam daire çizebilmesine olanak sağlayan süre diliminde kendi kendimi yitirebilmem için gittin. Gelmeyeceksin. Beş saniyelik düşüncen ve karar verebilme gücünün fazlalığı ve kararlılığın ile gittin. Gelmeyeceksin. “Canım yanıyor”, “Öleceğim” desem de gelmeyeceksin. Gelemezsin. Dönemezsin artık. Dönmeyeceksin. 22.Mayıs.2004 - 06:27 Devamı »
III – Ne salıncaklar kaldı artık, ne de sen etrafımda. Geçtiğimiz günlerde Balıkesir’ e gittiğimde gördüm okulumun salıncaklarını. Hepsinin rengi solmuş, bakımsızlıktan çürümüş her yerleri. Üzerlerini bırak, etraflarında bile bir tek çocuk yok. Garip esen rüzgarların sürükleyip de etrafından savuşturduğu yapraklar dışında bomboş hepsi. Oturup o salıncaklar başında, ağladım nedense. Tıpkı bendeki çocuklar gibi her biri sanki. Bendeki çocuklar da yalnız. Bendeki çocuklar da terkedilmiş, yalnız işte! O garip rüzgar estikçe, o salıncakların ağlama sesleri yağsız zincirlerinden dolayı yüksek çıkıyor. Benim içimdeki çocuklar ise Taksim barlarının tuvaletlerinde sessizce ağlıyorlar/ağlamaya çalışıyorlar. Kimse farketmesin, kimse bilmesin bu kadar zayıf olduğumu diye... Ne garip, bunu gören ve zayıflığımı bilen bir tek sen oluyorsun her seferinde. Tek sen oluyorsun. Hep sen oluyorsun bilemesen de içimdekini. Anlatamıyorum, anlaşamıyoruz hiç birisinde. Bana acıma ile değil, sevgiyle yaklaşmanı beklerken bile... 22.Mayıs.2004 - 04:12 Devamı »
Eylül ayindaki bir garip günde girdin hayatima... Nisan rüzgarlari ile de gittin! Lanet olsun Zephyrus` e... Onun ya da, belki de kardesi Boreas` nin bir halt edip de seni savurdugu ve gönderdigi yerler nasil? 17.Mayis.2004 - 01:24 Devamı »
Eskişehir inadına güzel geldi. Belki de içinde yaşayanlardan dolayı. Balıkesir` i de özlemişim. Ha bir de: Vay vay vay! Devamı »
Telefonum kayboldu "gene". Bir sürü kişi silindi bir anda geçmişimde. Bir sürü yaşanmışlık da kayboldu arada... Gitti bir sokak çöp tenekesinin koynuna belki de... O` na, telefonuma dokunan eller zaten yok şu anda etrafımda, kayıp mı bunlar sence de? Tepkiler aynı kaldı kiminde... Kimindeki değişimlere ise, inanamadım! Çoğunluk "Gene mi ya" dedi. Azınlık "üzüldüm" dedi. "Olmayan" ise hiç umursamadı bile... "Kim"(kim ki?) "IN"(içteki mi?) "de"(dahi anlamındaki bile olsa?) öyle bir şey "Kİ"... (Kİminle şimdi, Kİme söyleniyor, Kİmi öpmek, Kİme sarılmak istiyor, Kİm Kİ O; bana bunları yazdırıyor?) "Tepki"(Tepilen, Tepen) "ler"(Çoğul, çok olan. lerzan, titrek) 04.Mayıs.2004 - 03.26 Devamı »
Bana hep sonsuza kadar sürecek ve bu ilişki hiç bitmeyecek gibi geldi. Oysa “yeniden olan ben” artık sonsuz olanın sadece içimdeki öz olan “kendim” olduğunu biliyor. Eskiden, o artık eskide kalan zamanlardaki ben, dürüstlüğün bir şeye yaradığını sanıp buna uygun düşen bir yaşam geliştirdi. Oysa artık, o “yeni olabilen ben”, salt dürüstlüğün yıkıcı etkisini de görebiliyor. 02.Mayıs.2004 - 03.11 Devamı »